43
Eskiden ustayı izler arasıra da sorar tarif alırdım. İlk olarak, hafızam beni yanıltmıyorsa usta tatildeyken yaptığım ve pek de yumuşak olmayan bir börek vardi. Neyseki tadı fena değildi, Hüseyin hepsini götürdü
Sonra bir de kurabiyeyi deneyeyim dedim. Tozlardan tamamen başka bir forma geçiş..inanılmaz bir deneyim. Gerçekçi üretme hissi..
Değişik tarifler denedim ve içinde çikolata parçacıkları olanı en çok sevdim =) Arada kattım içine gözle görülmeyen, tat veren şeyler.. insanların her bir lokmasında “tanıdık bir tad ama ne” derkenki hallerini izledim.
Zamanla beni en çok motive eden ve sakinlestiren şeyin bu hamurda gizli olduğunu fark ettim. Ettim ancak bu sefer de sakin, huzurlu ve mutlu değilsem de içimden gelmediğini fark edip yoğurmamaya başladım. Naz yapıyor da olabilirim ama ince bir çizgi var. Ha ince çizgiyi yakaladıysam da her zaman işler çok iyi gitmeyebiliyor. Unutuyorum arada malzemeleri koymayı.
43′e gelince. Yılda bir, yılbaşında yaptığım bir kurabiye vardı. Özel istek üzerine daha sık yapmam ve ona bir isim koymaya calışmamızla başlamış olabilir bu isim koyma arayışı. Hatta Mutfak Sporları da bu şekilde ortaya çıkmış olabilir. Dün gece ikinci tepsiyi dizmek icin hamurdan parçaları ayirirken aklıma 43 rakamı geldi.
“Kısmet” kelimesini kullanmayı hic sevmezdim ama son birkaç aydır düşünmek ve tasarlamaktan zevk almadığım icin her ne konu açılırsa, geleceği için “kısmet” demeye başladım. Ne hikmetse bu kurabiyeyi de her yoğurmamdan sonra elime 43 parça kurabiye geçiyor. Bir çeşit el alışkanlığı olsa gerek. Anlamak için bir dahakine bakacağız. Kısmet..
duvar
Yıllardır hayalini kurduğum bir şey vardı. Bir gün evim olunca yapacaktım. Eve çıkalı biraz zaman geçti, malzemeler de duvarın önünde bir aydan fazla bekledi. Ama sonunda dün gece birkaç saatimi harcayarak sonlandırdım. Onca sene biriktirince onları bir duvardan çok daha fazla geleceğini, duvardan taşacağını sanmıştım.
Gördüm ki daha çok gezebilirim, sosyalleşebilirim
duvar hepsini alır!
Yapım aşamasını da izlemek isterseniz Etkinlik Duvarı’na buyurun..
Dipnot: Favori bilet de Aya Seyahat filmine ait olan =)
Bir varmış, bir yokmuş..
Hiçbirşeyi yoktan var, vardan yok edemeyeceğimize göre farkına varıyoruz sadece. Ve yaşatmaya devam etmiyorsak bile var olmaya devam ediyor. Kucaklasak da var, sırtımızı dönsek de. Dugyularımızı yoğunlaştırsak da, unutmaya karar versek de. “Hiç var olmadı, aslında biz yanıldık.” Desek de değerini bilemedik kaybettik desek de. İstesek de istemesek de hep vardı ve var olacak.
Altına da sığınsak, üstüne de otursak; toprağa da gömsek, göklere de yüceltsek; ardından ağıtlar da yaksak.. aslında hep aynı yerde, etrafında dönüp dolanan bizlerle hep var!
Need for Speed
Evet çok sevdiğim bilgisayar oyunu Fifa 96′nın yanında. Sanırım benim için böyle başladı ‘hız’lı yaşam. Otomobil sürmeyi çok seviyorum. Ama kendimi hiç bilgisayar oyununda hissetmedim otomobilin içindeyken. Sürmek benim ruhumu okşuyor. Bir fotoğrafçı arkadaşım otomobile aşık olduğumu söylemişti. Herneyse bu ayrı bir hikaye.
Konumuz, ‘hız’lı toplum. Herşey müthiş bir hızla değişiyor. Şirkette oturduğum yerden, müdürün arkasındaki storlar açıksa otoyolu görebiliyorum. Arabalar vızır vızır geçişiyor. Önümde internet gazeteleri açık, herbirinin anasayfasında onar tane Flaş haber var. Öğlen gittiğiniz fastfood restoranı 2 dakikada yemeğinizi hazır ediyor.
Aslında o kadar da abartmamak lazım. Trafik tıkandığında hiç şansınız yok. Hayat yavaşlarken tam cep telefonunuza sarılıyorsunuz, sosyal paylaşım sitelerine açılan yol. Zaman kaybetmek yok, paylaşımları izle, yorumlar yap, durumunu ve lokasyonunu bildir. Trafik rahatladı mı, yola devam.
Arabalar tekrar hızlanıyor yolda. Kaza olmadığı sürece hızla devam. Tabakhaneye boku yetiştirmeniz lazım. Tüm insanlık arkanızda. Teknoloji müsait.
Eve vardıysanız ya da her nereye, hızlıca yemeği yiyin. Mideniz şişerse buzdolabında maden suyu var. Yemek yerken gazlı içecekler tüketerek de hazmı kolaylaştırırsınız.
Bu arada üstünüzü değiştirmiş olmalısınız, akşam arkadaşlarla buluşacağız. Fazla zaman yok, hemen fırlayın evden. Yolda telefondan takip edersiniz hayatı.
Buluşma güzel geçti, içtik, dansettik, hızlıca muhabbet ettik. Döndüğümüzde halimiz kalmaz, birazını yolda birazını yatakta geçiririz uykunun. Malum sabah erken kalkacağız, iş var.
Ne de olsa insanız değil mi ya!? Düşünmek gerek hisleri. Değerlendirmek gerek hareketleri ve duyguları. İnsanların tavırlarını. Ne çok insan var etrafınızda. Aileniz, iş arkadaşlarınız, dostlarınız, onların dostları, sevdiğiniz, onun arkadaşları… Bir sürü ilişkiniz var, özel ve genel olanlar. Kararlar almanız lazım, tavırlar takınmanız. Aman ne olur acele edin. Önünüzde sizi beklemekten bıkan bir hayat var. Sizi mi beklesin yaşamayı mı devam etsin.
…
Ne oluyor bu insanlara, ne oldu bize? Teknoloji gelişince insanlık evrim geçirmedi ki! Teknoloji hayatı kolaylaştırmak için sadece. Bizim koşuşturmamıza gerek yoktu. Duygulara zaman tanıyıp şans vermeliydik, henüz nefesini almadan sabırsızca boğazına sarılmadan.
…
Biz içindeki teknolojiyi ne kadar geliştirip hayatı ne kadar yozlaştırırsak, ne kadar da çabalarsak…
… zaman aynı hızda akıp, dünya aynı hızda dönecek. Biz içinde koşuştursak da, vaktin gelmesi gerekiyorsa, üzgünüm ama dostlar bekleyeceğiz.

















