fazla fazla Çalışma durumları..
Bu blogu ilk yazmaya başladığımda dedim ki fazla mesai yapmamak lazım fazlaca, çünki hayatımızdan çalıyor. Zamanı tutamıyoruz malum kaçıp gidiyor. Geri de getiremiyoruz. Kaçırdığımız fırsatlar yok olup gidiyor. Belki kaçırdığımızı fark edemiyoruz bile.
Sonra kendimi kandırmak için bir çaba içine girdim nedense. Dedim ki fizik kanunları var. Bir yerden kazanmak için başka bir yerden kaybetmek normal. O halde zamandan kaybetmek pahasına çok çalışarak kendime inanılmaz deecede bilgi kazandırabilirim diye düşündüm. Hem de ilk başta düşündüğüm ve yazdığım konunun doğru olduğundan emin olarak kapıldım bu duyguya. Neyse düşüncemde kararlıydım ve çok da yanlış olmadığını gördüm zamanla.
Geçtiğimiz hafta Çarşamba sabah annemle konuşuyoruz evden çıkmadan, çok sıcak günler geçtiğinden bahsediyor. Bütün gün klimalı ortamdayım ben de. Dışarda havanın sıcak olduğunun farkındayım ama dayanılmazlığını kafama takacak durumda değilim. Sonra Fenerbahçe dedi annem. Evvelki haftasonu şehir dışındaydım ve döndüğüm akşam maçımız olduğunu biliyordum. Geçen seneye kadar ligi çok iyi takip ederdim ama Çarşamba annem bahsedene kadar maçın sonucuna bakmak aklımın ucundan bile geçmedi. Tabi çıktım gene işe gittim bu konuşmalardan sonra.
Ama bir iki gün içinde sorgulamaya başladım. Neler oluyor diye. Pek gazete okumuyorum
haberleri de izlemiyorum. Kitap okumak bir yana dursun dergi bile okumuyorum. Tezim için yaz tatilini kullanmak adına uzatma aldım ama dokunmadım. Cumartesi günü kaldığım yerden devam etmeye niyetlendiğimde hiçbir şey hatırlamadığım için önce yazdıklarımı okumak ve hatırlamak zorunda kaldım. Pazar akşam kendime bir kahve yapıp balkona çıktığımda ağaçların yapraklarının kuruduğunu farkettim. Sanırım annemin sıcak günlerden kastettiği bu idi.
Peki neler oluyor bu durumda? Sanıım kendimi fena kandırdım. Kendimi kandırmak değil de çok çalışmak iyi birşey mi, kötü mü bilmiyorum. Aslında buna cevap vermek istemiyorum. Çünkü hala yapılacak çok iş var. Ama bir gerçeği, ki başta doğru görmüşüm, daha iyi anladım: Her konuda dengeli olmak lazım. Evet çok çalışınca kendime çok şey katabiliyorum, işe de öyle. Ama geçen zamanı ayırmadığım şeylerden de çokça kaybediyorum.
Yani arkadaşlarımla geçen gün buluşmadım diye önümüzdeki günlerde buluşabilirim. Ama eüer bu günler aylara dönüşürse bazı muhabbetleri kaçırırım. Ben yokken yapılan muhabbetleri de kaçırırım. Bu yaşta eğlenmezsem ileride ne yapılır bilmiyorum. Her yaşın güzelliği ve sorumlulukları var. Hangisine aşırı yüklenirseniz diğerinden kaybediyorsunuz işte. Ama bir yerden sonra kayıp döndürülemez olabiliyor. Ya da dönüşüm sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.
Basit bir hesapla haftada 40 saat çalışan bir insanın 20 saat de sosyal hayatına ayırdığını uydursak. Şimdi eğer bu insancık 60 saatini çalışmaya ayırırsa (ki çok daha fazlasını yapabiliyor bu insanoğlu) kaybettiği 20 saati telafi etmek için muhtemelen bu 20 saati bir çırpıda önümüzdeki haftaya ekleyemeyecektir. Zaten olay matematik işlemi değil yaşantıdır. 20 saat boyunca geçen hafta arkadaşlarınızın oturduğu yere gdip otursanız da bir anlamı olmayacaktır. Ne diyorum ben? Saçmalıyorum
Saçmalamamak için dengeyi korumak lazım
Sonuç olarak 2-3 günlük sorgulamanın ardından arkadaşlarla geçirilen bir haftasonunun neşeli dönüşü 2 tepsi kurabiyeye dönüşebiliyor. Unutmadan, 2010 da ilk defa kurabiye yapıyorum (malzemelerin bir kısmını koymayı unuttuğum başarısız girişimi saymıyorum). İnanması güç ama 8. ay bitiyor. Eskiden sık sık yaptığım, kurabiye olmasa başka şeyler yaptığım zamanlara bakınca benim için bile inanması güç. Umarım bisiklete binmek gibi hemen hatırlanan bir şeydir de yiyenlere yazık olmaz.

















