
Aylar önce ilk duyduğumda heyecanlandım. Heyecanım final maçının İstanbul ya da Türkiye’de oynanacak olmasından mı yoksa Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynanacak olmasından mı bilemiyorum. Yapılan tasarımlar da çok hoşuma gitmişti. İçten içe maça gitmek istiyordum ama bu bir hayalden ibaret olduğu için de kimseye söylemiyordum.
Tarih düne gelene kadar hayalimi hiç dillendirmedim, maça gitme isteğinden bahsedenlerle de bu konuda pek fazla muhabbet etmedim. Zaten süreci de iyi izlemedim. Maç günü arkadaşım arayarak bilet bulduklarını, gelmek isteyip istemeyeceğimi sordu. Birkaç saniyelik şaşkınlığı üzerimden atınca “Geliyorum!” diyebildim.
Arkadaşları beklediğimiz için biraz geç girdik sahaya. Biz girdiğimizde dev UEFA balonları, ateş çıkaran aletler ve davul çalan kızlar henüz ayrılmamışlardı.
Sessiz bir şekilde maç başladı. İlk yarıda iki gol ve birkaç güzel pozisyondan sonra ikinci yarı ve benzer tempoda geçen uzatma dakikaları. Öyle sanıyorum ki Shakhtar daha fazla topla oynayan taraftı. Belki bu algımda da Shakhtar tribününde olmamızın etkisi vardır. Genel olarak maçtan pek keyif almadım. Arkadaşlarla kendimizce eğlendik. Ve bir UEFA Kupası Final Maçı izledim. Onun verdiği keyfi ayrı tutmam gerek.

Seyircilere geleceğim. Maçı oynayan takımların taraftarlarına kale arkası tribününden yer ayrılmasına üzüldüm. O kadar takımlarını desteklemeye gelmişler bari yanlardan izleselerdi. Ama kale arkasını bile dolduramamalarına da şaşırdım. Bir avuç Werder Bremen’li Migros tribününün al kısmının yarıdan fazlasını, Shakhtar Donetks taraftarı ise Telsim tribününün üst kısmının yarıdan azını doldurmuş. Zaman zaman tezaürat yapıyorlar ama ne süreklilik var ne coşku. Biz de tribünlerinde olduğumuzdan mı heyecandan mıdır belirsiz, Shakhtar taraftarı ile bağırdık. Ama bizim maçlardaki coşku, ruh yoktu.
Maçın bitişi, ödül töreni, bütün stadda havalandırılan konfettiler. Konfettiler sanırım maç boyunca oluşan en güzel görüntü oldu. Kupayla seyircilerini selamladıklarında biz de staddan ayrıldık. Birşeyler atıştırdıktan sonra Kalamış Parkı’na kurulmuş fanZone’ye gittik. Kapıdaki görevli “Hiçbir şey yok.” dedi. Demirlerin arkasından bahtığımda 10-15 kişi görebildim ama onların da eğlenen bir tarafları yoktu.