tutkuların Peşinden gidememek

Neden iç sesimizi dinlemekten korkuyoruz? Ve neden tutkularımızın peşinden gitmiyoruz?

  1. Öncelikle bu sesi dinleyip kendi özgür yolumuzu seçmenin sorumluluğunu taşımaktan korkuyoruz. Malum korku kültürü ile yetiştiriliyoruz. Küçükken yemek yemezseniz ağzınıza biber sürerler, ilkokulda ceza olarak tek ayak üstünde durursunuz. Orta okulda sayfalarca ödev yazar, lisede disiplin cezasıyla korkutulursunuz. Üniversitede notunuz kırılır, iş yaşamında maaşınız kesilir. Sadece bizde değil tüm dünyada böyle diyor Temel Aksoy
  2. İç sesimizi dinlersek para kazanamayacağımızı düşünür ve bu yüzden göze alamayız.
  3. Para kazanma ve sevdiğimiz işi yapma konusunda kafamızda yanlış bir sıralama oturtmuşuz. Yani önce para kazanmak için sevdiğimiz işi erteleyelim; sonra nasıl olsa sevdiğimiz işi yapacağımız zaman gelir diye düşünüyoruz. Oysa leylekler getirmeyecek…
  4. Para kazanmanın özgürlüğe giden en kısa yol olduğunu zannediyoruz. Hayallerin büyüsüyle kayboluyoruz. Para harcamak için daha çok çalışıp, taksitlerimizi ödemek için daha çok çalışırken sürekli toplumdan uzaklaşıyor, yalnızlaşıyoruz. Toplumun bireyi olmaktan kaçıp tek başımıza ayakta durmayı başarı sayıyoruz, atasözlerini hiçe sayarak. Birlikten kuvvet doğar…
  5. “Hangi alanda başarılı olurum?” gibi yanlış soru ile işe başlıyoruz, doğru soru “Hangi işi tutku ile yaparım?” olacakken. Başarılı olacağımız alanı seçmek, onu gerçekleştirdiğimizde mutlu olacağımız anlamına gelmeyebilir. “Ne yaparken kendimi kaybediyorum?” sorusunun cevabını icra etmeliyiz. (Bu soruyu bir  kitap/blogda okudum ama not almamışım)

Bir de en önemlisi kendimize güvenmeliyiz. Fazla güven iyidir. Başkalarını fikirlerimize ikna edeceksek önce kendimiz inanmalıyız. Kendimizi ikna etmek için de fikirlerimize güvenmeliyiz. Korku kültürünü yenmenin anahtarı burada.

işe Aşık olmak

Ben işime aşık değilim, olmamalıyım da. Bir insan, başka bir insana aşık olur. Aşık olduğu kişiye ihtiyacı vardır ya da onunla olmaktan keyif alır veya başka bir sebep… Aşka bir sebep aramak gereksiz. Bu kesinlikle bir insani duygu. Yani insana özgü, sevinmek, üzülmek, korkmak, heyecanlanmak gibi.

İnsan bir kişiye aşık olsa dahi o kişinin, kendine göre eksik olan yanlarını fark eder. Hatalı oldğunu düşündüğü davranışları hisseder. Bunlardan bazıları için karşısındaki ile konuşur; bazılarını sineye çeker. Ama sonuçta ortada bir aşk vardır ve kusur şeklinde algılananla “kabul” görür. Aşk öyle bir şey ki sanki duygular üstü bir duygu. Yani mertebesi diğer duyguların üstünde.

Oysa iş çok farklı. Farklılığı anlatabilmek için bir geçiş evresi hayal edelim. Önce insan örneği üzerinde durduk. Yani duygusal ve fiziksel insan eşi. Sonra maddeye geçelim. Bu aslında çok tehlikeli ve tam anlamıyla madde bağımlılığıyla sonlanma tehlikesi barındırıyor. İnsanlar madde bağımlılığını doğrudan zararlı maddeler olarak algılar ancak otomobil de para da maddedir.

Mesela karşımızda otomobil aşığı bir insan olsun. Muhtemelen gelişmesini istediği yönde otomobilini modifiye ya da tamir eder. Düzgün çalışıyorsa modifiye; aksıyorsa tamir olarak adlandırmak mümkün.

İlk kısımda anlatılan, yani aşık olarak insanın aksine tam olarak karşısındakini geliştirmeye, hatalarını örtmeye yönelik bir yaklaşım vardır. Ama ne kadar müdahele edilirse edilsin yakıt tüketimi ’sıfır’a inmez.

İş olayına geçersek iki tip yaklaşımı ele almak mümkün: (1) Kabullenici, (2) Geliştirici kişilik. Kabulleniciyi birinci sırada yazdım çünkü yaygın olan bu. Bu insanlar önüne konanı işler. Bilgisi dahilinde olsun veya olmasın süreçler hakkında yorum yapar ama arkadaş ortamında şikayetler ya da dedikodu bazında kalır. Yapıcı bir eleştiri sunmadığı gibi sıkıntısını hiç bir yönetim mercine iletmez.

Geliştirmeci için en önemli şey ise, farkına vardığı olumsuzlukların önüne geçmektir. Daha bilinçli bir isnandan söz ediyoruz. Şikayet ettiği şeyin kaynağını araştırır. Neden kötü olduğunu açıklar. ‘Amaç’tan sapmayı belirler. Kendi bilgi ve öngörüsü dahilinde geliştirme önerileri sunar. Fikirlerini başkalarıyla paylaşır, tartışır. Herkes için uygun veya işin amacı için mantıklı bir zemin hazırlamak üzere çabalar. Yapıcıdır.

Geliştirmeci işine aşık değildir. Bu sayede aksayan yerleri içine atmaz. İş ortamında darboğazları belirler. Aksayan organlar için kısa ve uzun vadede çözümler üretir. Organların ve çözümlerin ilişkide olduğu veya olacağı değişkenleri inceler. Amacı kişisel faydanın ötesinde toplumsal faydadır. Olaya ‘grup için’ bakabilmesinden ötürü paylaşımcıdır.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes