o kadar da…
1 ay kadar olmadı, bir gün msn üzerinden konuşuyoruz, Gülin, “All work and no play makes Jake a dull boy!” dedi. Adım Jake değil ama bana ithafen söylendiği aşikar. Üzerime alındım ve ne durumda olduğumu fark etmeye çalıştım. Tahta kalemi ile aynaya, kravat bağlarken tam göz hizama gelecek şekilde iki satır halinde yazdım. Her sabah kalktığımda direk karşıma geldiğinden gün içinde defalarca hatırlamadan edemedim. Aklıma geldikçe de birşeyler yapmam gerektiği düşüncesi ile pek birşey yapmadan vakit geçirdim. Pek diyorum çünkü hiç değil. Askere giden arkadaşlarımı uğurlamak için onlarla buluştum mesela. Bu insanlardan kaçmadığımın kanıtı olarak gösterilebilir. Hala sosyal bir varlık olduğumu ispatlayablirim. Yusuf Amca’nın sergisine hem de açılışına gittim ki bu da hayli kalabalık bir ortamdı.
Çalışmak dışında birşeyler yaptığımı ispatlayacağımı düşünerek maç olduğu günler evde izlemek yerine Cenan’ın teklifi ile dışarıya da attım kendimi. Arkadaşlar kahve içmeye gidelim dediklerinde de geri çevirmedim. Ama farketmediğim halde hala sadece birşeyleri tüketmek üzere insanlarla buluşuyordum.
Nasıl farkettim derseniz, onu da ben yapmadım. Zorla kafama soktular diyebilirim. Aslında zor kullanmadılar, çok nazik bir soruydu ve çok samimi bir cevaptı: Dün (25 Nisan) Cenan ile caddede yürüyoruz. Sanırım maçtan sonrası oluyor. Cihan ile Pelin geçti yanımızdan. Son anda Cihan’ı farkettim ama geçmişlerdi artık derken, Pelin “Aaa Ergin!” dedi ve durduk birbirimize döndük. Ne haber, napıyorsun dediler, “ee, ii, hiiç…” gibi şeyler çıktı ağzımdan. Belki “iş, güç” bile demişimdir. Biraz lafladık. Sonra ne kadar bezmiş bir halde olduğumu farketmiş olacaklar ki Pelin birden “Ergin sen sıkıcı biri mi oldun?” diye soruyu patlattı. Bir an duraksadım. 10 santim kadar arkamdan Cenan “Eski Ergin değil” dediğinde çöktüm diyebilirim. Aman tanrım, yani herkes bunu fark ediyor.
İlk başlarda fazla mesaiye falan karşı bir insandım. Hatta kendi yazımda buna değinmiştim. Ama öyle keyif aldım ki son aylarda yaptığım çalışmadan, insanlara fayda sağlayacak bir projede gönüllü olarak çalışıyormuşcasına kendimi motive ederek çabaladım durdum. Bence çok güzel şeyler de ortaya çıkardık. Henüz kimse faydalanmadı ama faydalanabilecekleri çok güzel bir çıktı sağladık. Elbet çok yakında çok işe yarayacak.
Ama diğer yandan bakarsanız, üzerinden geçn 2 – 3 haftada hala normal çalışma tempomu yakalayamadım. Normal çalışmalar için kendimi motive edemez oldum. Hadi iş açısından toparlanırım diyelim, sosyal hayat açısından nasıl toparlanacağımı kestirmek güç. Çünkü “Bunca zamanda sosyal hayata ne artı katardım?” sorusunun cevabını tahmin etmek güç. Şöyle bir bakıyorum. Neredeyse hiç yazı yazmadım. Ve neredeyse hiç fotoğraf çekmedim. Ancak Gülin dedikten sonra ‘İsim Şehir‘e birkaç fotoğraf ekledim.
Eskiden daha da farklıydı tabi ki. Üniversitedeyken, 2-3 haftada bir şehir dışına trekking ya da fotoğraf gezisine giderdim. Üniversitenin son yıllarında kendimi sivil toplum kuruluşlarındaki projelere vermiştim. Daha henüz eski işimdeyken haftada 1; bazen 2 konsere giderdim. Yüksek lisans eğitimine başlayınca biraz yavaşladım tabi. Üzerine bir de fazla mesai yapmaya başlayınca ‘iş – ev – sosyal hayat’ üçgeni yerini ‘iş – ev’ düzlemine bıraktı. Yani kendi yazımın olumsuz örneğini kendim vermiş oldum.
Aslında hala güzel bir iş yaptığımız için seviniyorum. Ama bazı bedelleri olduğu açık. Şimdi tekrardan eğlenceli biri olmak için acaba ne kadar sosyal hayat mesaisi yapmam gerekecek.
Esas olan, ne zaman, eksikleri kapatmak için diğerlerine ayırdığımız zamandan çalmayı bırakacağımızı öğreneceğimiz.
Sevgiyle kalın ve
Bol bol eğlenmeniz gerektiğini sakın aklınızdan çıkarmayın
















az çalış bahar geldi gez biraz. yarın why? konseri haftaya çarşamba ahırkapı, sonra mtaar sonraki haftada taşkışla şenliküngen
olacak olacak..
Geç Saate Kadar Çalışmak Doğru Mu?
Gece geç saatlere kadar çalışıyor, hafta sonlarını da ofiste geçiriyorsunuz. Hatta “Hiç tatile vaktim yok” diye yakınıyorsunuz. Yönetim uzmanlarına göre, artık bu yaklaşımın modası geçti. Ünlü guru Jeffrey Pfeffer, Avrupalılara göre çok çalışıp, az tatil yapan Amerikalıları bu nedenle eleştiriyor. İK uzmanlarına göre ise iş ve özel yaşam dengesi kurulmalı. 40 saatin üstü aşılmamalı ve zorunlu olmadıkça mesai yapılmamalı. Çünkü, çok uzun süre çalışmak verimi düşürüyor, ofislerdeki “tükenmişlik” sendromunu ortaya çıkarıyor.
İş ile yaşam dengesi kurulmalı
Gereğinden uzun saatler çalışanlarda özel yaşam ve iş yaşamı dengesi ortadan kalkıyor. MKG Danışmanlık Genel Müdürü Murat Kaan Güneri, “Hayat bir dengeden oluşuyor ve özel yaşam ile iş yaşamı arasında bir denge kurulması gerekiyor. Aşırı iş odaklı birisi bu şekilde hayatındaki bazı şeylerin boşluğunu dolduruyor” şeklinde konuşuyor.
Güneri’ye göre fazla mesai çalışanın özel yaşamından zaman çalıyor. Ama işini severek yapan bir profesyonelin işle özel yaşantısının siyah-beyaz ayrımı kadar net olmaması gerektiğini de vuruluyor. Güneri, “Arada gri alanlar olması gerekiyor. İş hayatının özel yaşama yedirilmiş hali yöneticileri daha etkin kılar” diyor.
PDF Corporate Finance Yönetici Ortağı Levent Bosut da hiç tatil yapmamakla övünen yöneticilerin modasının geçtiği konusuna değiniyor. “Çalışanların tatilde, sosyal ve kültürel aktivitelerde ve yakınlarıyla birlikte geçirdikleri zamanın kendi gelişimlerini ve toplumun gelişimini olumlu yönde etkilediği çok açıktır” yorumunu yapıyor.
N.Aslı Tekinay
Hepsinden biraz koy karıştır, çorba yap. Sonra içme, git kahve iç sürekli çalış. Bizim kültür böyle. Çok güzel konuşup, alakasız birşey uyguluyoruz hep birlikte. :/