İstanbul! Seni çok özledim

Taşını toprağını da havanı suyunu da…

Eskiden ne güzel konserlere giderdim, hatta haftada iki kere bile giderdim. Gitmediğim akşamlar arkadaşlarımla buluşue, sokaklarında gezer, kafelerinde otururdum.

Aktivitelere katılır insanlarla tanışırdım. Farklı özelliklere sahip birçok insanla bir araya gelirdik. Her biriyle farklı güzellikler paylaşırdık.

Bisikletime atlar sokaklarında dolanırdım, sahilde oturup ayaklarımı denize doğru sarkıttığımda yosunu koklar, martıları ve vapuru izlerdim. Tekrar ara sokaklara döndüğümde eski evlere bakar yaşanmışları hayal ederdim. Bir otopark gördüğümde arabaları süzer, trafiği aklıma getirirdim.

Welcome to traffic

Otobüse bindiğimde insanları süzerdim. Acaba onca insan nereden gelip; nereye gidiyordu. Bugün ne yaptılar, yüzlerini asan şey neydi, neye gülüyorlardı…

Fotoğraf çekiyordum en acısı. Canım bir şeye sıkıldığında, kafam bozulduğunda elime makinemi alıp kendimi sokağa atıyordum. Bazen güzel kareler çıktığı da oluyordu ama her halükarda kendime terapi uyguluyordum. Hele bir yağmur yağsın ki, durduğunda ışık bulutlardan yansıyacak diye deli oluyordum. Kendimi sokağa atıp seni, boğazını, vapurlarını ve insanlarını resimliyordum gizli gizli.

İki yağmur arasında

Bahçeler sulandıkça toprak kokusu kaplardı etrafı. Bahçelerin sulandığı saatlerde dışarıda olurdum. Yürürken arkadaşlarıma raslardım. Öyle uzun süredir görmediğim arkadaşlarım değil, geçen gün gördüklerime. Ben ayrıldıktan sonra ne yaptıklarını sorardım. Neredeyse herkese de ayrı vakit ayırırdım, uzun süredir görmediğim arkadaşlarımın sayısı düşüktü.

Hangimiz diğierimizi terk etti? Bir zamanların vazgeçilmeziydin benim için.. bizi kim ayırdı? Neden artık hiç görüşemiyoruz?

keşke başka birşey isteseydim…

Eminim etrafınızdaki insanlardan sıkca duyduğunuz bir cümle başlangıcı bu. Hatta belki siz de sık sık kullanıyorsunuz. Keşke… diye başlayan cümlede akşam yemekte olmasını istediğiniz yemeği içinizden geçiriyorsunuz ve eve gittiğinizde bir bakıyorsunuz ki o yemek pişirilmiş. Bu durumla karşılaştığınızda inanılmaz derece mutlu oluyorsunuz. İlk şaşkınlığı attıktan sonra da “keşke…” ile başlayan ikinci cümleye geçiyorsunuz. Nedense ikinci cümle de hep maddiyatla ilgili oluyor. Belki haliniz vaktiniz yerinde ama gene de daha fazla para göz çıkarmaz düşüncesiyle daha fazla para istiyoruz. Ama “keşke” ile başlayan ilk cümlede para istemeye çekiniyoruz.

İnsan vücudu tahminlerimizin de ötesinde bir karmaşıklığa sahip. Onu anlamaya çalışmadığımız sürece de onu yönetmemize izin vermiyor. Hal ve tavırlarımızda sadece fiziksel ve biyolojik etkilerin olmadığı, psikolojinin önemli bir unsur olduğu son dönemde bilim adamları tarafından da çok yerde anlatılır oldu. Biyolojik kısmı bile psikoloji barındıran karmaşık bir yapıdan söz ediyoruz: “Bir insan neden susar? Susama isteği ne zaman hissedilir?” sorularının cevapları biyolojik ihtiyaçların altında yatıyor. Vücudumuz suya ihtiyaç duyduğunda susuzluk hissederiz. Bu psikolojik ihtiyaç hissi biyolojik bir nedene bağlı.

Keşke diye başlayan istek cümlelerinizde, gerçekten istediğiniz birşeyin gerçekleşme oranını düşünün. Çok az mı? Acaba gerçekten istediğinize kendinizi mi inandırmıyorsunuz?

Bence her birimiz kendi kararlarımızı yaşıyoruz. Kişisel arzularımızı hayatımıza yansıtuyoruz. Gerçekleşenler bizim gerçekten çok istediğimiz ve bu isteğin aklımıza yatanları. Gerçekleşmesini aslında o kadar da fazla istemediklerimize erişmek için çaba da harcamıyoruz. Genelde böyle durumlarda çevre faktörünü devreye alıyoruz. Malum kendimizi kandırmak en kolayı. Ama hiç de kolay yolu sevmiyoruz. Durumu yakınlarımıza anlatıyoruz. Onları iyice yönlendirdikten sonra fikirlerini alıyor ve uguluyoruz. Aslında her birimiz senaryo yazmak konusunda başarılıyız. Ama bu senaryoda oyuncu olmak konusundaki başarımıza diyecek yok.

Neyi elde ettiğimiz tamamen ne kadar arzu ettiğimize bağlı. Bir takım pisişik güçlerimiz var mı bilemiyorum ama bence isteklerimizi kendimize çekebiliyoruz. Tekrar akşam yemeğine dönelim. Düşleri kurarken ihtiyacımız olan şey para değildi zaten. Parayı çiğ çiğ yemek karnımızı doyurmaz, eve gittiğimizde hazır/pişmiş olan yemek karnımızı doyurur. Zaten bu yüzden biyolojimiz bizi uyardı ve yemek düşüncesini beynimize odakladı. Karnımız acıktığında beynimizde para birimleri dönmeye başlasaydı zaten sorunlu yaratıklar haline gelmiş olurduk.

Peki ya para? O da dolaylı yoldan karın doyurur. Eğer ona ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak, onu kazanacağımız iş fikirleri konusunda kendimizi motive etmeliyiz. Gerçekten elde etmek istediğimiz şeyi elde etmek konusunda önümüzde hiçbir engel yok. Yukarıda da bahsetmiştim, çevreyi de çoğunlukla biz yönetiyoruz. Ama tüm çevre hiç bir zaman tek başımıza yönetemeyeceğimiz kadar büyük. Bunun için ekip çalışması gerek. Yani bir kişi ile olan ilişkinizden bahsediyorsanız her iki (veya daha fazla) kişinin de birbiri ile birlikte ortak hareket etme ihtiyacını hissediyor ve bu isteği ortaya koyuyor olması gerekir. Ama bir ev/taşıt almak istiyorsak, dünyayı gezmek istiyorsak, dağlara çıkıp uçurumlardan kanat açmak istiyorsak veya kafamıza estiğinde ceketimizi alıp dışarıda yürüyüş yapmak istiyorsak bunun kararını biz verebiliriz.

Kilit, istediklerimizi elde etme konusunda göstereceğimiz kararlılık.

Göbek seviyesinde fotoğraf gezintisi

Dün (24.10.2009) akşam üstü Bülent’le bizim buralarda bir fotoğraf gezintisine çıktık. Makinem  otobüs durağında Bülent’i beklerken kucağımda, gezerken göbek seviyemde boynumda asılıydı. Ara sıra deklanşöre bastık:

gobek-1-of-10

gobek-2-of-101

gobek-3-of-10

gobek-4-of-10

gobek-5-of-10

gobek-6-of-10

gobek-7-of-10

gobek-8-of-10

gobek-9-of-10

Bülent’le buluşmadan önce Sayısal Loto oynamaya giderken şapkalı kızı gördüm. Makinem neden yanımda değil diye sorguladım kendimi. Akşam tekrar karşılaşınca hemen elimi deklanşöre uzattım. Gerçi yakaladı beni çekerken ama…

gobek-10-of-10

Dönen gezegenler değil insanlar

İnsan hayatı da gezegenlerin dönüşü gibi. Kendimi Dünya’nın yerine koyuyorum. Yerküre benim benliğim, yani kalbim. Ay benim aklım. Diğer yıldızlar hayatımdaki değişkenler, hepsinin boyutu farklı. Hepsinin adını bilmiyorum bile, nasıl ki çevremde dolaşan; her gün gördüğüm ama tanımadığım bir sürü insan varsa, onları da sadece akşam gökyüzüne baktığımda görüyorum. Benzerler ama birbirlerinden farklılar da. Bazılarının uyduları (yani onların da) akılları var. Ya da benim algılayabildiğim türden akılları var.

Ama odak Güneş (Kepler’in 1. Yasası). Bütün gezegenler odağı Güneş olan bir yörünge izlerler. Eğer ben Güneş etrafında dönmeyi unutur, kafamı taktığım gezegen etrafında dönmeye çalışırsam her şey alt-üst olabilir. Ne Güneş bundan birşey anlar ne de diğer yıldızlar. Ben yörüngemden saparım, sonra da çizgime dönmekte zorlanırım…

Güneş dışında odak tayin etme isteğim diğer gezegenlerin de şaşırmasına, yörüngelerinden sapmalarına sebep olabilir…

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes