keşke başka birşey isteseydim…

Eminim etrafınızdaki insanlardan sıkca duyduğunuz bir cümle başlangıcı bu. Hatta belki siz de sık sık kullanıyorsunuz. Keşke… diye başlayan cümlede akşam yemekte olmasını istediğiniz yemeği içinizden geçiriyorsunuz ve eve gittiğinizde bir bakıyorsunuz ki o yemek pişirilmiş. Bu durumla karşılaştığınızda inanılmaz derece mutlu oluyorsunuz. İlk şaşkınlığı attıktan sonra da “keşke…” ile başlayan ikinci cümleye geçiyorsunuz. Nedense ikinci cümle de hep maddiyatla ilgili oluyor. Belki haliniz vaktiniz yerinde ama gene de daha fazla para göz çıkarmaz düşüncesiyle daha fazla para istiyoruz. Ama “keşke” ile başlayan ilk cümlede para istemeye çekiniyoruz.

İnsan vücudu tahminlerimizin de ötesinde bir karmaşıklığa sahip. Onu anlamaya çalışmadığımız sürece de onu yönetmemize izin vermiyor. Hal ve tavırlarımızda sadece fiziksel ve biyolojik etkilerin olmadığı, psikolojinin önemli bir unsur olduğu son dönemde bilim adamları tarafından da çok yerde anlatılır oldu. Biyolojik kısmı bile psikoloji barındıran karmaşık bir yapıdan söz ediyoruz: “Bir insan neden susar? Susama isteği ne zaman hissedilir?” sorularının cevapları biyolojik ihtiyaçların altında yatıyor. Vücudumuz suya ihtiyaç duyduğunda susuzluk hissederiz. Bu psikolojik ihtiyaç hissi biyolojik bir nedene bağlı.

Keşke diye başlayan istek cümlelerinizde, gerçekten istediğiniz birşeyin gerçekleşme oranını düşünün. Çok az mı? Acaba gerçekten istediğinize kendinizi mi inandırmıyorsunuz?

Bence her birimiz kendi kararlarımızı yaşıyoruz. Kişisel arzularımızı hayatımıza yansıtuyoruz. Gerçekleşenler bizim gerçekten çok istediğimiz ve bu isteğin aklımıza yatanları. Gerçekleşmesini aslında o kadar da fazla istemediklerimize erişmek için çaba da harcamıyoruz. Genelde böyle durumlarda çevre faktörünü devreye alıyoruz. Malum kendimizi kandırmak en kolayı. Ama hiç de kolay yolu sevmiyoruz. Durumu yakınlarımıza anlatıyoruz. Onları iyice yönlendirdikten sonra fikirlerini alıyor ve uguluyoruz. Aslında her birimiz senaryo yazmak konusunda başarılıyız. Ama bu senaryoda oyuncu olmak konusundaki başarımıza diyecek yok.

Neyi elde ettiğimiz tamamen ne kadar arzu ettiğimize bağlı. Bir takım pisişik güçlerimiz var mı bilemiyorum ama bence isteklerimizi kendimize çekebiliyoruz. Tekrar akşam yemeğine dönelim. Düşleri kurarken ihtiyacımız olan şey para değildi zaten. Parayı çiğ çiğ yemek karnımızı doyurmaz, eve gittiğimizde hazır/pişmiş olan yemek karnımızı doyurur. Zaten bu yüzden biyolojimiz bizi uyardı ve yemek düşüncesini beynimize odakladı. Karnımız acıktığında beynimizde para birimleri dönmeye başlasaydı zaten sorunlu yaratıklar haline gelmiş olurduk.

Peki ya para? O da dolaylı yoldan karın doyurur. Eğer ona ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak, onu kazanacağımız iş fikirleri konusunda kendimizi motive etmeliyiz. Gerçekten elde etmek istediğimiz şeyi elde etmek konusunda önümüzde hiçbir engel yok. Yukarıda da bahsetmiştim, çevreyi de çoğunlukla biz yönetiyoruz. Ama tüm çevre hiç bir zaman tek başımıza yönetemeyeceğimiz kadar büyük. Bunun için ekip çalışması gerek. Yani bir kişi ile olan ilişkinizden bahsediyorsanız her iki (veya daha fazla) kişinin de birbiri ile birlikte ortak hareket etme ihtiyacını hissediyor ve bu isteği ortaya koyuyor olması gerekir. Ama bir ev/taşıt almak istiyorsak, dünyayı gezmek istiyorsak, dağlara çıkıp uçurumlardan kanat açmak istiyorsak veya kafamıza estiğinde ceketimizi alıp dışarıda yürüyüş yapmak istiyorsak bunun kararını biz verebiliriz.

Kilit, istediklerimizi elde etme konusunda göstereceğimiz kararlılık.

tutkuların Peşinden gidememek

Neden iç sesimizi dinlemekten korkuyoruz? Ve neden tutkularımızın peşinden gitmiyoruz?

  1. Öncelikle bu sesi dinleyip kendi özgür yolumuzu seçmenin sorumluluğunu taşımaktan korkuyoruz. Malum korku kültürü ile yetiştiriliyoruz. Küçükken yemek yemezseniz ağzınıza biber sürerler, ilkokulda ceza olarak tek ayak üstünde durursunuz. Orta okulda sayfalarca ödev yazar, lisede disiplin cezasıyla korkutulursunuz. Üniversitede notunuz kırılır, iş yaşamında maaşınız kesilir. Sadece bizde değil tüm dünyada böyle diyor Temel Aksoy
  2. İç sesimizi dinlersek para kazanamayacağımızı düşünür ve bu yüzden göze alamayız.
  3. Para kazanma ve sevdiğimiz işi yapma konusunda kafamızda yanlış bir sıralama oturtmuşuz. Yani önce para kazanmak için sevdiğimiz işi erteleyelim; sonra nasıl olsa sevdiğimiz işi yapacağımız zaman gelir diye düşünüyoruz. Oysa leylekler getirmeyecek…
  4. Para kazanmanın özgürlüğe giden en kısa yol olduğunu zannediyoruz. Hayallerin büyüsüyle kayboluyoruz. Para harcamak için daha çok çalışıp, taksitlerimizi ödemek için daha çok çalışırken sürekli toplumdan uzaklaşıyor, yalnızlaşıyoruz. Toplumun bireyi olmaktan kaçıp tek başımıza ayakta durmayı başarı sayıyoruz, atasözlerini hiçe sayarak. Birlikten kuvvet doğar…
  5. “Hangi alanda başarılı olurum?” gibi yanlış soru ile işe başlıyoruz, doğru soru “Hangi işi tutku ile yaparım?” olacakken. Başarılı olacağımız alanı seçmek, onu gerçekleştirdiğimizde mutlu olacağımız anlamına gelmeyebilir. “Ne yaparken kendimi kaybediyorum?” sorusunun cevabını icra etmeliyiz. (Bu soruyu bir  kitap/blogda okudum ama not almamışım)

Bir de en önemlisi kendimize güvenmeliyiz. Fazla güven iyidir. Başkalarını fikirlerimize ikna edeceksek önce kendimiz inanmalıyız. Kendimizi ikna etmek için de fikirlerimize güvenmeliyiz. Korku kültürünü yenmenin anahtarı burada.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes